Şeyma Çavuşoğlu Itri

Uzman Klinik Psikolog ve Koç


Küçüklüğümüzden beri zihnimize işlenen bir ‘‘olması gerekenler’’ listesi vardır. ‘‘Doğru’’ ve ‘‘düzgün’’ insan olmak bu listenin uygulanmasına bağlıdır. Her seçimimizi ve davranışımızı bu beklentilere göre kurgularız. Ancak gün gelir yıllardır uygulamakta olduğumuz ‘‘doğrular’’ artık bize hizmet etmez olurlar. İşte o noktada çok derinlere itmiş olduğumuz bir keyifsizlik hali su yüzüne çıkmaya başlar. 


Başlarda bu huzursuzluk duygusuyla barışmak zordur. İnsan bildiği, alıştığı hayatının ona mutluluk verememe ihtimalini bilmek ve görmek istemez. Ancak huzursuzluk bir kere saklandığı yerden çıktığında, bir daha karanlığın içine geri girmek istemez ve uslu uslu ışığa çıkacağı anı bekler. 


İnsanın alışkanlıklarından vazgeçememesinin ve çok keyif almadığı halde bazı şeyleri olduğu şekliyle tutmaya çalışmasının en önemli sebebi değişimin ürkütücü gelmesidir. Bilindik olan güvenlidir; değişik olan ise risk içerir. Sonucun iyi olma ihtimali kadar, başarısız olma ihtimali de vardır. Bu da insanı adım atmaktan alıkoyar. 


Oysa doğa risk var ya da yok diye düşünmeden akar, değişir ve dönüşür. Mevsim dönümlerinde hava ısınır, soğur. Ağaçlar ilkbaharda kimseden çekinmeden çiçek açar, sonbaharda kimse ne der umursamadan yapraklarını döker, çırılçıplak kalırlar. Elbette insanın da doğasında akmak, zamanla dönüşmek ve her gün yenilenmek vardır. Ancak insan toplumsal öğretiler ve ilişkisel zorunluluklarla bu doğasının aksini yaşamayı öğrenmiştir. Bazı alanlarda gelişmesi beklenirken, pek çok açıdan aynı kalması istenir. Bu da zaman içinde insanın mutsuzluk ya da tatminsizlik duygusuyla tanışmasına sebep olur.


İnsan değişimden beslenen bir doğaya sahiptir. Her değişim ayrı bir lezzettir ve yaşamı monoton olmaktan kurtarır. Böylece hayat daha keyifli bir hal alır. Elbette değişimin korkutucu bir tarafı da vardır çünkü farklılaşmak ancak risk almakla, yeni deneyimlere açık olmakla ve yeni tatları denemekle mümkündür. Bu noktada, hassasiyet gösterilmesi gereken şey her insanın farklı bir yapısı olduğudur. Yenilikleri deneme hızımız ve yeni tatlara açıklık derecemiz de birbirimizden farklıdır. Her insanın kendi sınırlarını iyi tanıması ve kendisini rahat hissettiği ölçüde yaşamında değişime yer açması, alışkanlıklarla yaşamaya alışmışken, adım adım alışılmışın dışına çıkmamıza destek verecektir.


Unutmayın; değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.



Nadis Danışmanlık ©2011