Şeyma Çavuşoğlu Itri
Uzm. Klinik Psikolog ve Kurumsal Eğitmen
seyma@nadisdanismanlik.com

İnsan hayat basamaklarını çıkarken, bu yolun onu nereye götüreceğini bilmek ister. Daha doğrusu, gittiği yerin bir anlam ifade edeceğinden ve zamanını boşa harcamadığından emin olmak ister. Bunun için “hayatın anlamı” başlığıyla bir hazine avı yaratır kendine. Amacı, kendini işe yarar hissetmek ve haz etmediği boşluk duygusunu doldurarak yok etmektir. Bunu yapmanın birçok yolundan biri de iş dünyasında başarılı hissetmek, işlerini en iyi şekilde çözümlemek ve artan statü ile önemli ve değerli hissedebilmektir. Bunun için zamane insanı, kendini işine adar ve kafasını kaşıyacak vakit bulamayacağı bir yoğunlukta başarıya ulaşmak için didinir. Gerçekten insana kendini iyi hissettirmesinin yanında bu bahsi geçen işkolik vari durumun bir de içerdiği tehlikeler ve dezavantajlar vardır. Bunların en başında tükenmişlik hissi ve stres gelir. 

Tükenmişlik, insanlık tarihiyle yaşıt olmasına rağmen 1970’lerde hayatımıza bilimsel olarak girmiş ve bir sendrom olarak ancak 1990’larda Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan Uluslarası hastalık sınıflamasına dahil edilmiştir. Günümüzde halen tartışılmakta olan tükenmişlik sendromu, kişinin yaşadığı yoğun bitmişlik ve çöküntü hisleri ile tanımlanabilir.

İş yükünün ağır gelmesiyle ve sarf edilen çabaların sonuca ulaştıramadığı algısıyla şekillenen tükenmişlik hissi, insanda yüksek seviyede stres ve amaçsızlık duygusu yaratır. Kişi yaptıklarının idealinde belirlediği hedefe götüremediğini düşünür ve kendisini iş ve özel yaşamda sinirli, bitkin, boş vermiş, isteksiz, enerjisiz ve sorumluluktan kaçar vaziyette bulur. Tükenmiş hisseden kişi yoğun bir hayal kırıklığı yaşar ve olumsuz düşüncelerin etkisinde kalır.

İnsanın iş ve yaşam alanlarında tatmin olmuş hissedememesi ile başlayan tükenmişlik, önlenebilir ve daha az hasarla geçirilebilir bir histir. Bunun başlıca yöntemi insanın kendini ve stres kaynaklarını tanımasıdır. Aynı şekilde, insanın kendisine özen göstermesi ve kendi ihtiyaçlarına cevap verebilmesi, yaşayacağı sıkıntının seviyesini oldukça düşürecektir.

Özellikle şehir yaşamının hızlı temposunda kendine zaman ayıramayan insanlar, iş yaşamlarında kendilerini tükenmeye doğru giden bir çizgide bulabilirler. Bunun için, çölün ortasında vaha yaratmak tükenmişliği önlemek için oldukça önemlidir. Gülmeye, eğlenmeye, gezmeye, arkadaş sohbetlerine ve aileye zaman ayırmak, insanın tükenen rezervlerini doldurmasını sağlar. Böylece, kişi sıkıntıya düştüğünde bu rezervlerden kullanarak stresin yarattığı gerginlikten daha az etkilenir.

Tükenmişlik duygusuna kapıldığında kişinin bunun kaynağını belirlemesi ve nedenlerini anlaması gerekir. Herkes için “bardağın son damlası” olan olay farklıdır ve her insan durumlardan kendi geçmişi ve yapısı doğrultusunda etkilenir. Dolayısıyla, çevrenin üzerinde yarattığı etkinin bilincinde olmak, kişinin tükenmişlik yaşadığında hissedeceği çaresizlik ve sonuçsuzluk duygularını anlamasına yardımcı olacaktır. İnsan ancak bildiği ve anladığı bir durumu değiştirebilir. Hissettiği ve düşündüğü her neyse bunu tanımak, kişinin kontrolde olmasını ve gerekli müdahaleyi yapabilmesini sağlar.

Aynı zamanda, stres ile baş etme yolları geliştirmek, kişinin tükenmişlik hissi ile savaşmasında etkili olur. Nasıl rahatlayabileceğini bilen kişi, gerginliklerini serinkanlılıkla atlatmayı başarır. Strese karşı en önemli savunucu, doğru destek mekanizmalarına sahip olmaktır. Derdini paylaşabileceği arkadaşlar, çok sıkıştığında arayabileceği bir mentor, hislerini açabileceği aile bireyleri ve gerekirse profesyonel yardım bunlardan bazılarıdır.

Kaynakça:

Sürgevil, O. (2006). Çalışma Hayatında Tükenmişlik Sendromu Tükenmişlikle Mücadele Teknikleri. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.

 Doksat, M. K. (2011). Stres ve Tükenmişlik. Psikeart, 15, 20-27.

 Atalay, H. (2011). İşte biz o gün tükeneceğiz. Psikeart, 15, 29-39.


Nadis Danışmanlık ©2011