Şeyma Çavuşoğlu Itri

Uzman Klinik Psikolog – Koç


İlişkilerimizi konuştuğumuzda genellikle biraz romantik ilişkilerimizden bahseder, ardından iş yaşamındaki ilişkilere değinir, belki biraz da arkadaşlarımızla aramızdaki mevzulardan konuşur ve ilişki konusunu kapatırız. Aslında benliğimizi en derinden etkileyen konuşulmamış özel bir alan da ortada kalır: Hayatımızın ilk yıllarında yakın olduğumuz aile bireyleri ile kurduğumuz ilişkiler. Annemiz, babamız, anneannemiz, kardeşimiz dokunulmazdır. Onlar her kusuru ile bizim için kabul edilmesi gerekenlerdir. Elbette onları ne kadar çok sevdiğimiz aşikardır; ancak onların yaşamlarımızı ve varlığımızı nasıl etkilediklerini anlamak da kişisel gelişimimiz adına katkı sağlayacak bir açılımdır.


İlk olarak en yakın olduğumuz aile bireyleriyle ilişkilerimizdeki dinamiklere bakalım. Onlarla kurduğumuz ilişkide nasıl bir rol oynuyoruz? Bir başka deyişle, onların yaşamlarında varlığımızı anlamlı kılan görevimiz ne ve bu göreve istinaden yaptıklarımız neler? Her ne kadar bizi olduğumuz gibi kabul eden kişiler olsalar da, ailemiz bizlere, çocukluğumuzdan yetişkinliğimize taşıdığımız görevler tayin ederler. Ailenin çarklarının işlemesi için, her bireyin bir görevi olmalıdır. Kimileri müzmin çocuk, diğerleri iş bitirici, başkaları ara bulucu, bazıları da keyif adamıdır. Biz de kendimize düşen rolü sahiplenir, hakkıyla oynamak için elimizden geleni yaparız. Ancak aile içindeki varlığımızı tescilleyen yalnızca tek bir rol olduğunda, hayatın içinde oynayabileceğimiz diğer rolleri sahiplenmekte zorlanabiliriz. Bu da yetişkin yaşamlarımıza yansır.


Büyüdükten ve aileden kanatlanıp uçma girişimlerinde bulunmaya başladıktan sonra, arkadaşlar edinir ve sosyalleşmeye başlarız. Yaş ilerledikçe bu arkadaşlıklardan bazıları kemikleşir ve dostluklara dönüşür. Yakın arkadaş çevremiz zamanla oturur. Bu çevrede de aile yapısına benzer rol bölüşümü olduğunu gözlemleyebiliriz. Yakın arkadaş grubunda herkesin adı ile özdeşleşen bir özelliği ve ön plana çıktığı bir becerisi vardır. İşte bu çocukluktan yetişkinliğe geçmiş, zaman ve pratikle harika yapar hale geldiğimiz aile içi rolümüzdür. Yakından bakarsak arada benzerlikler olduğunu görebiliriz.


Eğer bu rol üzerimize rahat oturuyorsa ve içinde huzurla hareket edebiliyorsak, değiştirme ihtiyacı hissetmeden tüm yaşamımızı bu şekilde geçirebiliriz. Ama bir noktada, yaşam ile temasımızın tatmin edici olmadığından şüphelenmeye başladıysak ve bu tatminsizlik hissi içimizde tarif edilemez bir anlamsızlık endişesi oluşturuyorsa, bu rol artık bize dar geliyor demektir. Bu noktada, oynayabileceğimiz ve kabiliyetimiz olan diğer rolleri keşfetme ihtiyacı ortaya çıkar. İşte arayış böyle başlar...



Nadis Danışmanlık ©2011