Şeyma Çavuşoğlu Itri
Uzman Klinik Psikolog

Bir İngiliz, bir Fransız, bir de aşk varmış… Aşk, İngiliz ve Fransız’ı birbirine kenetlemiş. Başlarda elele tutuşmanın, yan yana yürümenin yettiği dönemler geçmiş… Gel zaman, git zaman, İngiliz, hayatını paylaşmak istemiş. Anlattıklarından tek kelime anlamayan Fransız, ses tonundan sinirlendiğini zannetmiş. Terslenmiş, kafasında yaptığı yorumlardan kırılmış, gücenmiş… Olan Aşk’a olmuş… Anlatamamanın ve anlayamamanın yarattığı gerginliğe dayanamayıp, ilişkiyi terk etmiş.

İlişkinizde hiç kendinizi “Fransız kalmış” hissettiğiniz oldu mu? İlişkilerde insanlar birbirlerini ne kadar tanıyabilirler? Karşı tarafın duygularını anlamak mümkün mü? Anlayamamak nelere yol açar?

Yeryüzündeki insan sayısı kadar farklı ilişki dili olduğu iddia edilebilir. Her insan bambaşka alt yapıya sahip olduğundan, düşünce yapısı da bir başkasınınki ile birebir örtüşmez. Arkadaşlıktan farklı olarak, romantik ilişkilerde bu benzeşmeyen düşünce ve algı yapıları ön plana çıkar.  Bunu aşabilen çiftler daha kalıcı ilişkilere imza atarlar.

Karşı tarafın dilini çözmek için zaman ve emek gerekir. Bu süreç, bir İngiliz’in Fransızca öğrenmesine benzer. Bakış açısını kavradıkça, insan karşısındakini daha iyi tanır ve anlar. Ancak bunun oturabilmesi için, soru sormak ve cevapları itina ile dinlemek gerekir. İnsan karşısındaki kişinin neleri sevdiğini, nelerden hoşlandığını, nelere sinirlendiğini en iyi ona sorarak anlayabilir.

Çiftlerin yanılgıya düştüğü en önemli nokta, zihin okuyabileceklerini düşünmeleridir. Tahminler ancak kırgınlıklara ve yanlış anlaşılmalara sebep olur. Kişi kendisini anlatırken de karşısındakini dinlerken de mümkün olduğunca ön yargılardan arınmış bir tutum içinde olmalıdır. Yargılar kişisel bakış açısını içerdiklerinden, karşı tarafı etkili bir biçimde dinlemeye engel teşkil ederler.

İlişkilerde, kişisel kaygı ve yargıları iletişime karıştırmak, yabancılaşma yaratır. Ortak bir yolda yürümek üzere ilişkiye başlamış iki kişi, birbirlerini anlayamadıkça, yolları ayrışır ve insan zamanla kendisini çok sevdiği o kişinin hayatının dışında kalmış hisseder. Yalnızlık hissiyle beslenen kırgınlıklar, ilişkiyi yıpratır.

Elbette insanın doğası gereği ön yargısız davranabilmesi ve tarafsız kalabilmesi oldukça zordur. Ancak, karşı tarafın gözüyle bakabilmek, zamanla öğrenilen bir beceridir ve çalıştırdıkça güçlenen bir kasa benzer. Empati kurma becerisi, tatbik ettikçe gelişir ve insan karşısındakinin duygu ve düşüncelerini daha iyi anlar. Anlaşılan ve düşünüldüğünü hisseden karşı taraf ise aynı olumlu ve yapıcı tavırla karşılık verir. Böylece, insan ilişkisinde anlama ve anlaşılma ihtiyaçlarını karşılar.

En temel ihtiyaç olan anlaşılma gereksiniminin karşılandığı ilişkiler daha kalıcı ve huzurlu olur. Kuvvetli bir iletişim çifti birbirine yakınlaştırır. Karşılıklı ilişki dillerini kavramış kişiler daha rahat hissederler. Sonuç olarak, iki tarafın da kendini güvende hissettiği bir ilişki oluşur.

İlişkilerde karşı tarafın yabancı bir dil konuşuyor olduğunu var sayarak ön yargısız anlamaya çalışmak, çiftlerin birbirlerini tanımalarını kolaylaştırır. Tahmin yürütmeden, karşısındakinden duyduklarına kişisel yorumlarını katmadan dinleyen ve anlayan çiftler, birbirlerini daha gerçekçi tanıyabilir ve sevgilerini beslerler.


Nadis Danışmanlık ©2011