Sezin Gündoğdu
Psikolog

Carpe diem! ‘‘An’’ı yakala!

Her ‘‘an’’, içinde farklı oluşumları barındırır. Kimisi öfke, kimisi sevinç, kimisi kaygı, kimisi mutluluk... Peki deneyimlediğimiz, bu farklı duygular gerçekten o ‘‘an’’a mı aittir? Yoksa bu duygular başka bir ‘‘an’’ın, şimdi ve buradanın ‘‘an’’ına mirası mıdır? Daha farklı bir deyişle, içinde bulunduğumuz ‘‘an’’ ne kadar kendine hastır ve ne kadar geçmişten etkilenir?

Birçok insanın ortak yanılgısı ‘‘an’’ın içine farklı zaman dilimlerini getirerek de ‘‘an’’da kalabildiklerini sanmaları; yani geçmiş ya da gelecekte takılı kalmış düşünceleri şimdiki zamana ait olarak düşünmeleridir. Bu gerçek ‘‘an’’ın kaçmasına sebep olur. Oysa “an”, içinde insana ait çok değerli unsurlar barındırır. 

‘‘An’’da kalmak neden bu kadar önemlidir?

Psikodrama’nın kurucusu olan Jacob Levy Moreno’ya göre an felsefesi ve ‘‘an’’da olmak geçmiş ve geleceğin izlerinden sıyrılmakla mümkün olur. ‘‘An’’ın içinde çevremizdeki her insan, yaşanan her duygu ve var olan her nesne ile bir bağlantımız vardır. Bu bağlantıların farkında olmak, bir başka deyişle ‘‘an’’ı yakalamak, daha sağlıklı bir iletişime zemin hazırlar. Bu da yaşam memnuniyetini arttırıcı bir unsurdur.

An felsefesinin iki önemli unsuru: Spontanite ve yaratıcılık.

Moreno’nun spontanite tanımı şöyledir: “Spontanitenin temel prensibi problemli bir durumla karşılaşıldığında kişinin temel kaygı ve korkularından bağımsızlaşarak duruma yaratıcı bir çözüm üretmesidir.” Kısaca, spontanite bilinmeyen bir duruma yeni ve uygun cevap verebilme hali olarak tanımlanabilir. Bu noktada, Moreno’nun kullandığı kaygı ve korku kavramlarına dikkat etmek gerekir. Bu duygular geçmişin mirası ve geleceğin ürünleridir.

Spontanite aynı zamanda yaratıcılığı tetikler. Spontanite ve yaratıcılık durumları ‘‘an’’da kalmanın sonucudur. Diğer bir deyişle kişinin spontan olması için ‘‘an’’da olması zorunludur. Spontanite içinde kaygı, korku vs. gibi yaratım sürecini engelleyici duyguları içinde barındırmadığı için kişiyi üretkenliğe sevk eder.

Nasıl spontan olacağız?

Aslında bu sorunun cevabını herkes biliyor, fakat günlük yaşamın akışında hatırlamakta zorlanıyor. Bu durum şöyle açıklanabilir; bebek dünyaya gözünü ilk açtığında anneyle kurulan ilk temas ve iletişim spontandır. Yani spontanite zaten insanın doğasında vardır. Ancak kazanılan her yaşam deneyimi insan spontanlıktan uzaklaştırabilir. Yeniden spontan olmak geçmiş deneyimlerden gelen kaygı ve korkulardan arınmakla mümkün olur. Bu ilk etapta zor gelecektir. İnsan daha güvende hissedebilmek için spontan olmak yerine, yaşayacağı olayları öngörmek ve sonuçlarını bilmek ister.

Aslında spontanitenin gerçekleşebildiği bir çok alan vardır. Örneğin, bir futbol maçı izlemek, spor yapmak, dans etmek, resim yapmak gibi hobiler kişiyi gerçekten ‘‘an’’ın içinde tutan aktivitelerdir. Böyle aktiviteler içten gelen motivasyon ile yapılmaktadır. İş yaşamının yorucu etkilerinden arınmak isteyen kişiler bu aktiviteleri yaptıklarında sadece hobilerine odaklanırlar ve durumdan keyif alırlar. Bu da ‘‘an’’da olmak demektir.

Doyumun yükseldiği bir yaşam için ‘‘an’’da olmak çok değerlidir. Bunun ilk adımı kişinin zihin, beden ve duygularına dikkat etmesi ve farkındalık geliştirmesidir. Örneğin, şu ‘‘an’’ zihninizde neler var? Ne hissediyorsunuz? Bu yazının sizde nasıl bir etkisi oldu? Yazı size neleri hatırlattı? Hatırladığınız şeyler sizin hala tam olarak ‘‘an’’da olmadığınızı gösteriyor olsa da, iyi haber şu ki önünüzde öğrendiklerinizi uygulayacak sizi bekleyen bir çok ‘‘an’’ daha var. Mutlu ‘‘an’’larla dolu yeni bir yıl sizleri bekliyor. 

Kaynakça

McVea, C & Reekie, D. (2007). Freedom to Act In New Ways: The Application of Moreno’s Spontaneity Theory and Role Theory to Psychological Coaching. Australian Psychologist, 42, 295-299.

Kipper, D. (2006). The Canon of Spontaneity-Creativity Revisited: The Effect of Emprical Findings. Journal of Group Psychotheraphy, Psyhodrama & Sociometry, 59, 117-126.


Nadis Danışmanlık ©2011