Şeyma Çavuşoğlu Itri
seyma@nadisdanismanlik.com
Uzman Klinik Psikolog

Birini çok beğendiniz, içinizde kıpırtılar başladı ve beraber vakit geçirir oldunuz. Zaman geçti, işler ilişki kurma yolunda ilerledi ve siz durup düşünmeye başladınız: Sonu nereye varacak? Daha başlangıç paragrafındayken, kitabın son satırına takılıp, elinizden bırakma eğiliminiz varsa, yakınlaşmak ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi yeniden değerlendirmeniz de fayda var. 

Bir başka insan ile hayatın içinden anları paylaşmak keyifli olabilir. Ancak iş, hayatı paylaşmaya gelince durup düşünebilir insan. Bunun en önemli sebebi yakınlaştığınızda size getireceklerinin yanında götüreceklerinden çekiniyor olmanızdır. 

İnsan, kendini istediği yönde şekillendirebilir. Bir başkasını ise değiştirmek ya da kendi isteklerini sizinkilere paralel hale getirmesini beklemek, sonu olmayan bir kuyudan su çıkarmaya çalışmak gibidir. İşte insan bu noktada, “Öyleyse onu yoluma hiç karıştırmam, kendi yolumda yalnız başıma devam ederim” diye düşünebilir. Bir başka deyişle, insan romantik bir birliktelikte özgürlüğünün kısıtlanacağından çekinerek, hayatını yalnız geçirmeye karar verebilir.

Yakınlık korkusunu ortaya çıkaran bir diğer etken de kişinin ilişkisinin, geçmişte deneyimlediği veya gözlemlediği olumsuz bir ilişkiye benzemesinden kaçınmasıdır. Bu tepki çoğunlukla, anne ve babasının ilişkisinde mutsuz olduklarına şahit olmuş kişilerde ortaya çıkar. İnsan, annesine ya da babasına benzemekten ve yaşayacağı ilişkinin onlarınki gibi mutsuz edici olmasından çekindiğinden, kendini hep geride tutar. Karşı tarafa kendini açmaz ve yakınlığın oluştuğunu hissettiği anlarda aradaki mesafeyi korumaya çabalar.

Bağlanmanın önünde duran bir diğer engel ise olumsuz benlik algısıdır. Yani insanın kusurlarına, başarısızlıklarına, kayıplarına ve eksiklerine odaklanarak, onları kimliği olarak tanımlamasıdır. Kendini yalnızca olumsuz özellikleriyle değerlendiren kişi, bir ilişki yaşamaya başladığında, karşısındaki insanın da onu bu olumsuz yönleri ile değerlendirip terk edeceğinden çekinir. Buna engel olabilmek için de bağlanmaz ve uzak durur. 

Aslında yakınlık korkusunun temelinde insanın kendini koruma içgüdüsü vardır. Belki yakınlığın mutsuzluk getireceğini, özgürlüğünü kısıtlayacağını; belki de karşısındaki insanın onu yeterince sevemeyip, kırılmış bir halde terk edeceğine inanan insan, ilişkilerinde yakın olmaktan çekinir.

Ancak kimseyle, empatik bir bağ hissederek içini olduğu gibi açacak kadar yakınlaşamamak insanı büyük bir yalnızlığa iter. Sosyal bir ortamda, başkaları tarafından dinlenip anlaşıldığında çok daha mutlu olan insan, bireysel dünyasında kapalı kaldığında kendini terk edilmiş hisseder. 

Yakınlık korkusunu aşabilmenin tek yolu samimiyete kapılarını açmaktır. Bir başka insanla romantik anlamda yakınlaştığınızda her zaman kırılma, incinme ve terk edilme riski vardır. Ancak yakınlık kurmanın, kendini ait hissetme, huzurlu bir destek bulma, dertlerini anlattığında anlaşıldığını bilme, içten bir sevgi alışverişinde olma gibi insanı rahatlatan ve hayatın yüklerini ikiye bölen güzel yanları da vardır. Önemli olan, insanın kendini olduğu gibi kabullenmesi ve onu olduğu gibi sevecek birine şans vermesidir.


Nadis Danışmanlık ©2011